“Ölürüm de doktora para vermem” diyorsun ya
Mesut Bayraktar
sözün keskin, lakin hakikatin terazisinde hafif.
İnsanlık tarihinin hiçbir çağında şifa bedelsiz olmadı.
Hekimlik; alın terinin, uykusuz gecelerin, yıllara yayılan bir ilmin karşılığıdır.
Bu meslek, vaktiyle gümüşle, altınla tartıldı;
Bugün de emeğin terazisinde ölçülür.
Gençlik…
Savrulan bir rüzgâr gibi hoyratça harcanır.
Yersin, içersin, gezersin, güler geçersin.
Lakin zaman, kimseye sadık değildir.
Bir gün gelir
kapını yaşlılık çalar.
İşte o vakit, biriktirdiğin ne varsa;
ne konfor, ne huzur, ne de bir nefes rahat,
sağlığın kadar kıymetli değildir.
“Hasta gezme!” der bir dostun
öbürü de haykırır yüzüne “ver doktorun parasını“
Ve o an, dudaklardan yine aynı söz dökülür:
“Ölürüm de doktora para vermem!”
Ne tuhaf bir meydan okuma…
Acı içinde kıvranırken, kudreti oynayan bir insanın trajedisi.
Yokluğun ortasında, varlık maskesi takan bir inat.
Eriyen aklın, çürüyen bedenin içinde
hâlâ kendini “iyi” ilan eden bir yanılgı.
Servetini poşetlere koyup sofralara bırakan,
ama sağlığına bir kuruşu çok gören…
Cömertliği yanlış yerde arayan,
ölümü sabır sanan bir gaflet hâli.
Bil ki !
karşılıksız cömertlik, hayatı hiçe saymak değildir.
Ve karşılıksız cömertliği inadına beklemek…
her zaman erdem değil, bazen sadece çöküştür.
“Öl” demem sana!
zira hayat, böylesi bir inadı bile taşımaya mecbur bırakır insanı.
Ama şunu bil:
Sen aç kalırsan, dünya doymaya devam eder.
Sen vazgeçersen, hayat yerini doldurur.
Ya damat yer ya da gelin !
Kandırdığın dünya değil
yalnızca kendinsin.
Ve en acısı…
İnsan, kendi yanılgısına düştüğünde
ondan saygı beklemesi değil,
o yanılgıyı hakikat sanmasıdır.
Yine de…
Her yol, sahibine yakışır.
Sen de kendince haklısın.
Senin yolun…
Yolun açık olsun.
Muğla

Kadın


