İçindekiler
Sezaryen sonrası vajinal doğum (SSVD | VBAC) denemelerinin başarısı, riskleri ve anne-bebek sağlığına etkileri. Doğru planlama ve bilgiyle sağlığınızı koruyunuz.
Sezaryen Sonrası Vajinal Doğum (VBAC) Nedir?
Ben bu yazıyı neden yazdım, Instagram’da gönderilere bakarken çok iyi eğitim almış bir kadın doğum doktorunun “SSVD için deneme yaparken üretim rüptür yani rahim yırtılması gerçekleşti, acil sezaryene aldık, herkes iyi” şeklinde anne bebek ve doktoru içeren bir resimli not paylaşıldığı için bu yazıyı yazmaya karar verdim. Rahimin dayanamayıp yırtıldığı bir ortamda bebeğin %100 sağlıklı, annenin %100 sağlıklı olması imkansızdır ve hayatın olağan akışına aykırıdır.
Özellikle sezaryen öyküsü bulunan hastalarda sezaryen sonrası vajinal doğum (SSVD) denemelerinin, komplikasyon gelişmesine rağmen “başarı hikâyesi” olarak servis edilmesi, bilimsel gerçeklik ile kamusal sunum arasındaki sınırların yeniden tartışılmasını zorunlu kılmaktadır.
Klinik seyir değerlendirildiğinde, uterus rüptürü gelişmiş bir doğum sürecinin, sonuç ne olursa olsun, fizyolojik ya da obstetrik açıdan “sağlıklı” olarak tanımlanması mümkün değildir.
Tıp %100 Doğru Bir Bilim Mi?
Tanımlar
Sezaryen sonrası vajinal doğum, daha önce bir sezaryen ile doğum yapmış bir kadının sonraki gebeliğinde normal doğum yapması demektir.
İngilizce “Vaginal Birth After Cesarean” (VBAC) olarak da adlandırılır.
“VBAC denemesi” uzmanlarca TOLAC (Trial of Labor After Cesarean) şeklinde tanımlanan süreci ifade eder. Yani kadının sezaryen sonrası doğumda vajinal yoldan doğum yapma denemesine TOLAC denir; bu deneme başarılı olursa sonuç VBAC, başarısız olursa tekrar sezaryen doğum gerçekleşir.
Tıp %100 doğru bir bilim değildir, risksiz görülen bir durum aniden hayatınızı tehdit altına alabilir.


TOLAC ile VBAC arasındaki fark nedir?
TOLAC ↔ VBAC
TOLAC, vajinal doğum denemesidir. Eğer bu deneme (TOLAC) başarılı olursa kadın vajinal yolla doğumu tamamlamış olur (VBAC); eğer deneme esnasında zorlanma veya acil durumda operasyon gerekirse yeniden sezaryene dönülür. Başarı oranları yüksek (%95 in üzerinde) değildir.
ABD verilerine göre bir önceki gebeliğinde bir kez sezaryen geçirmiş kadınlarda VBAC başarı oranı yaklaşık %60–75 arasındadır. Bu nedenle pek çok kadın ikinci gebelikte normal doğum şansını değerlendirmek ister.

Uygun Adaylar Kimlerdir?
VBAC denemesi herkes için uygun mu?
VBAC denemesi herkes için uygun değildir. Genel olarak tekil gebeliklerde, bir önceki sezaryenin düşük transvers (alt uterin) kesi ile yapılmış olması durumlarında VBAC düşünülebilir.
Aşağıdaki durumlar VBAC için olumlu kriterlerdir:
- Önceki sezaryen ilk gebelikte ve düşük transvers kesi ile yapıldıysa (yüksek dikey “klasik” kesi riski artırır).
- Daha önce vajinal doğum yapılmışsa (önceki normal doğum öyküsü VBAC başarısını artırırabilir.
- Gebelikte bebek tekil, ters duruş veya plasenta previa gibi doğumu engelleyen sorun yoksa.
- Anne genel sağlığı iyi, büyük kronik hastalığı yoksa (örneğin kontrolsüz hipertansiyon, şeker hastalığı yokluğu, kronik enfeksiyon durumu,…).
- Öncül komplike ameliyat veya uterin cerrahi öyküsü yoksa (rahimde myomektomi gibi).
Karar kişiye ve hekime bağlı olarak verilir. Uzmanlar, kadının sağlık durumu ve bir önceki sezaryenin özelliklerini değerlendirerek “VBAC güvenli mi?” sorusuna cevap arar. Kısaca, VBAC adayları tekil düşük kesiyle önceki sezaryen öyküsü olan, komplikasyon riski nispeten düşük gebelerdir (her an çok riskli duruma evrilebilirler de!).
Kontrendikasyonlar ve Değerlendirme
VBAC denemesi için uygun olmayan durumlar
Aşağıdaki koşullar VBAC denemesi için uygun olmayan durumlar arasında sayılır:
- Önceki sezaryen klasik (dikey) veya T-kesi içeriyorsa (risk çok yüksektir).
- Daha önce rahim yırtılması öyküsü varsa.
- Plasenta previa veya sıkı plasenta (akkreta/inkreta) varsa.
- Uterin anomaliler veya anne pelvisi aşırı dar ise.
- İkiz gestasyon gibi durumlarda dikkatli değerlendirme gerekir (ikizlerde genel olarak VBAC mümkünse de özel birikim ister).
- Korioamnionit şüphesi olan durum var ise
- Fetal makrozomi
- …
Sezaryen Sonrası Normal Doğumun Riskleri ve Komplikasyonları
VBAC denemesinde en önemli risk rahim yırtılmasıdır. Daha önce geçilen sezaryen ameliyatında rahim duvarında iz kalır; doğum basıncı bu izden açığa çıkabilir. Çok nadir olmasa da uterin rüptür anne ve bebek için hayatı tehdit edebilir.
Uzmanlar, yüksek yırtılma riski varsa VBAC önermemeyi tercih eder. Rahim yırtılma riski bir önceki ameliyatta alınan kesi tipi ile ilişkilidir. Alınan kesi alt uterustaysa risk yaklaşık %0,9 civarındadır, yani 100 denemeden yaklaşık 1’inde yırtılma görülebilir. Dikey, klasik kesilerde risk çok daha yüksektir. İndüksiyon (doğum başlatma) veya oksitosinle uyaran augmentasyon yapıldığında yırtılma riski artmaktadır; spontan doğumda bu oran %0,4 iken indüksiyon+oksitosin ile %1’in üzerine çıkar.
VBAC denemesi sırasındaki bir diğer risk şiddetli kanama ve enfeksiyon gelişme olasılığıdır. Plansız bir şekilde sezaryene dönüş (acil sezaryen) gerektiğinde ameliyat stresi arttığı için kan kaybı ve enfeksiyon ihtimali yükselir. Literatürde, acil sezaryene dönen VBAC denemelerinde planlı CS’e göre kan transfüzyon gereksinimi ve ameliyat süresi daha fazla bulunmuştur. Ayrıca normal doğumda perine yırtıkları, epizyotomi ihtiyacı veya dikiş yapılması gerekebilir; ancak genel olarak ameliyatsız doğum emzirme ve iyileşme açısından avantajlıdır.
Anne için başlıca riskler:
Bebek için riskler:
Uterin rüptür anında oksijen kesilmesi nedeniyle bebekte asfiksi veya ölüme varan sonuçlar görülebilir. Plasental ayrılma problemleri (plasenta previa/akreta) bebek için de erken doğum veya acil doğum gerekmesi gibi riskler doğurur.
Uzun Vadeli Etkiler: Sonraki Gebelikler ve Kadın Sağlığı
Sezaryen sonrası yapılan her müdahale, sonraki gebeliklerin risk profilini etkiler. Birden fazla sezaryene bağlı olarak gelişen plasenta previa/akreta riski, ilerleyen gebeliklerde erken doğum, kanama ve yenidoğan komplikasyonlarını artırır. Araştırmalara göre, gebelik sonlarında bile normalden erken sezaryen yapma eğilimi, her iki tarafın da hayatını riske atabilir. Ayrıca önceki CS nedeniyle rahimdeki skarın kalitesi de önemlidir: Uygun iyileşmeyen veya aşırı gerilmiş bir yara, sonraki gebeliklerde de risktir.
Sezaryen ameliyatından sonra oluşan yapışıklıklar ve skar dokusu, annenin gelecekteki jinekolojik sağlığını bozabilir. Bölgesel ağrı, kısırlık, miyom operasyonlarının zorlu geçmesi gibi sorunlar daha sık ortaya çıkabilir. Araştırmalar, sezaryen öyküsü olan kadınlarda kronik pelvik ağrı ve yapışıklık sıklığının belirgin biçimde arttığını göstermektedir. Bu da gebelik dışı dönemlerde kadının yaşam kalitesini olumsuz etkileyebilir.
Daha önceki gebelik hikayesi göz önüne alındığında, başarılı bir SSVD geçirmiş olmak sonraki gebeliklerde de olumlu etki yapar: Art arda başarılı VBAC’ler anne ve bebek komplikasyonlarını azaltır. Ancak özellikle iki veya daha fazla yeniden sezaryen düşünülürken, doktorlar vajinal doğum yerine tekrar sezaryeni tartışmayı önerebilir. Çünkü her ek ameliyat, hem annenin hem de bebeğin uzun vadeli sağlığını zorlayabilir (örneğin enfeksiyon, kan kaybı, plasenta sorunları açısından). Bu nedenle uzmanlar, “doğurma güdüsü” veya “zafer hissi” yerine maksimum sağlığı korumayı hedeflemeyi vurgularlar.
Uterus rüptürü; maternal ve fetal mortalite ve morbidite açısından yüksek risk taşıyan, öngörülemeyen ve geri dönüşü olmayan sonuçlara yol açabilen ciddi bir obstetrik acildir. Bu tür vakalarda anlık fetal monitorizasyon bulguları, Apgar skorları veya kısa dönem klinik stabilite, uzun vadeli nörolojik, gelişimsel ve obstetrik sonuçlar hakkında güvenilir bir “iyi seyir” göstergesi olarak kabul edilemez.
Hasta özerkliği modern tıbbın temel ilkelerinden biridir; ancak bu ilke, hekimin bilimsel sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Hastaların kişisel beklenti ve ideallerine saygı duyulmalı, fakat klinik kararlar bireysel arzulara değil; kanıta dayalı tıp, risk–fayda analizi ve uzun dönem sonuçlar ışığında şekillendirilmelidir. Hekimin görevi, hastanın isteğine eşlik etmek değil, olası sonuçlar konusunda rehberlik etmektir.
Literatürde sezaryen sonrası vajinal doğumun ortalama başarı oranı yaklaşık %70–75 olarak bildirilmektedir. Bununla birlikte, %25’e varan başarısızlık ve ciddi komplikasyon riski, tıbbi açıdan göz ardı edilebilir bir oran değildir. Tıpta bu büyüklükteki riskler, bireysel vakalarda kabul edilebilir görünse dahi, toplum düzeyinde birikimli ve kalıcı sonuçlar doğurur.
Doğum sürecinde yaşanan hipoksik, travmatik veya subklinik hasarlar; yalnızca perinatal dönemi değil, bireyin bilişsel, nörolojik ve psiko-sosyal gelişimini de etkileyebilir. Bu etkiler, yıllar sonra bireysel ve toplumsal düzeyde ortaya çıkan sorunlar olarak karşımıza çıkar ve çoğu zaman kaynağı geriye dönük olarak net biçimde sorgulanamaz.
Bu nedenle kadın hastalıkları ve doğum pratiği, yalnızca obstetrik bir eylem değil; aynı zamanda ciddi bir etik ve toplumsal sorumluluk alanıdır. Popülerlik, kişisel tatmin veya sosyal medya görünürlüğü uğruna klinik risklerin normalleştirilmesi ya da romantize edilmesi kabul edilemez. Tıp, sonuçtan bağımsız olarak sürecin doğruluğu ile değerlendirilmelidir.
Sonuç olarak; bilinçsel, nörolojik ve ahlaki gelişimin temellerinin intrauterin dönemde atıldığı gerçeği göz önünde bulundurulduğunda, doğum pratiğinde alınan her kararın etkisi yalnızca o anla sınırlı değildir. Hekimin elinden geçen her doğum, bireysel olduğu kadar toplumsal bir sorumluluktur.
Anne-baba adayları çoğu zaman doğal doğum konusunda kararlı olsa da, uzmanlar her zaman anne ve bebeğin güvenliğini ön planda tutar. Uterin skarın yeniden açılma ihtimali, aşırı kanama ve doğum sonrası olası komplikasyonlar göz ardı edilmemelidir. Kısacası, sezaryen sonrası normal doğum planı yapılırken, her zamankinden çok daha dikkatli olunmalı; kadının genel sağlığı ve gelecekteki gebelikler de düşünülerek karar verilmelidir.
Fetusun kötü muameleye maruz kalması
Sosyal medyada gördüğüm, sizlerle de paylaştığım konu üzerinden, vites arttırarak devam etmek gerekir ise; bugün kitaplarda yazmayan, konuşulmayan ama hayati önem taşıyan bir kavramı gündeme taşımak istiyorum.
Fetusun kötü muameleye maruz kalması
Tıbbi literatürde “hastalık” olarak tanımladığımız pek çok durum, aslında fetüsün psikobiyolojik gelişimini derinden etkileyen birer intrauterin travma kaynağıdır.
Bu ayrımı yapmak zorundayız !
Hepimiz zaten biliyoruz Fetüste beyin gelişimi belirli bir sıra izler:
- Önce alt beyin (savaş-kaç, temel dürtüler, hayatta kalma merkezleri) gelişir
- En son prefrontal korteks (merhamet, empati, öz-düzenleme, paylaşım, kadirşınastlık, cömertlik, sanat, inovasyon,…) olgunlaşır
İşte dikkatinizi çekmek istediği kritik nokta Fetüs, anne karnında yaşadığı zorlu koşulları alt beyni aracılığıyla “hayatta kalma – survivor” olarak kodlar.
Birkaç örnekle açıklayayım:
Mekonyum aspirasyonu→ Ciddi gebelik komplikasyonu. Bunu bir insana yapın sizi linç ile yok ederler. Fetüs için bu, kendi atıkları içinde survivor altında sessizce kalması demek. Böyle bir intrauterin deneyim yaşayan bir bireyin, hayata “güvenli bir yer” olarak bakması ne kadar mümkün? Bu kişiyi farz edin büyüdü ve müteahhit oldu, evinizi ne kadar sağlam yapar? Farz edin hakim oldu hangi dosyayı okur?
Preeklampsi → Anne için hayati risk. Fetüs içinse sürekli oksijen ve besin kıtlığı çekmek. “Gelişimin kor halinde” bir varoluş. Böyle bir temel ihtiyaç yoksunluğu yaşamış biri, dünyaya ne kadar cömert, kadirşinas ve güven dolu bakabilir? Yada ne kadar cimri, umursamaz olabilir?
Oligohidramnios→ Daralan, sıkıştıran, hareket özgürlüğünü kısıtlayan, limitli bir ortam, bir hapishane* deneyimi. Buna birde kordon akışının bozulmasını ekleyin, bu kişi ne kadar insan olur?, Ne kadar topluma hunharca mutluluk saçabilir?, çevresine vahşice yardım eder?
Rahim yırtılması bizim için acil cerrahi! Fetüs içinse bu, “varoluşsal temelin ani ve beklenmedik şekilde çöküşü” demektir. En güvenli olduğu düşünülen mekanın bir anda parçalanması, ölüm kalım içinde kalması, üzerine kurulacak psikolojinin temeline “hiç bir şey – yer güvenli değil” inancını kazır.
Miyomlu, Polip dolu rahimde gebelik…
İltihap tutmuş bir rahime yuvalanmak….
Bu fetüsler anne karnında survivor – hayatta kalma mücadelesi yaşıyor. Vicadanlarımıza sadece hastalık diyoruz. Kümülatif olarak birikmiş
- Hayatta kalma modunda sıkışmış bir toplum
- Sürekli tetikte olma hali
- Temel güven duygusunun eksikliği
- Dünyayı tehdit olarak algılama
Fetusların yaşadığı kötü muamelelere karşı sergilediği bu hayatta kalma stratejileri, doğum sonrası dünyada patolojik davranışlar olarak etiketleniyor.
TCK geliştiriliyor, 500 bin kişiyi alacak hapishaneler inşa ediliyor….
Üniversiteler her yerde, eğitim seviyesi arttı ama ne suç azaldı, ne de zenginlik arttı?
Acaba neyi değiştirmemiz gerekli ?
Kimsenin bakmadığı, görmediği yer neresi?
Yaşanılan kötü muameleler nedeniyle İstemeden…
- Açgözlülük doğal yeteneği oluyor.
- Saldırganlık doğal yeteneği oluyor.
- Duyarsızlık doğal yeteneği oluyor.
- Saldırganlık doğal yeteneği oluyor.
- … doğal yeteneği oluyor.
Biz hekimler ve toplum olarak, bu süreçleri sadece tıbbi patoloji olarak görüp, Allahtan geldi diyerek vicdanlarımızı rahatlatıyoruz. “Hastalık oldu, elimizden geleni yaptık” diyoruz.
Ancak unuttuğumuz şu: Anneye, aileye, bize hastalık gelen şeyin asıl muhatabı olan fetüs için bu, varoluşsal bir kötü muameledir – survivor mücadelesidir.
Lütfen bu bakış açımı 10 saniye düşünür müsünüz?
İlk travmalarımızı, ilk derslerimizi, hayata dair temel inançlarımızı anne karnında ediniyoruz.
AHLAK doğumdan sonra görmeye, duymaya, öğrenmeye başladığımızda gelişen, yada müslüman – musevi – hristiyan olmakla edinilen bir şey değildir. Ahlakın temeli ana rahminde atom atom, elektron elektron bilinçlenme ile oluşan bir sonuçtur ve ahlakın temel kısımı, ana rahmindeki süreçtir.
Bu sessiz, görünmeyen, konuşulmayan gerçeği görünür kılma zamanıdır, bunları ben hastalara anlattığımda anlaşılmıyorum, sizlerde benim gibi anlatırsanız toplumumuz müreffeh medeniyet seviyesine gerçekten çıkar.
Muğla

Kadın


