Hekimlik & Hasta İle Ticaret ve Ahlak

Hekimlik Mesleğinin Kadim İkilemi: Kutsal Hizmet mi, Sistemli Sömürü mü?

Tıbbın kutsal topraklarında yüzyıllardır süren bir savaş var: Hammurabi’nin katı adaletinin Hipokrat’ın kurnaz hayırseverliğine yenik düşüşünün trajedisi. Günümüzün “performans canavarına” dönüşmüş sağlık sisteminin kökleri, Kos Adası’ndaki o beyaz mermerli tapınakta gizli.

Tıbbın kökenlerine indiğimizde, hekimlik mesleğinin insanlık kadar eski olduğunu görürüz. Ancak bu mesleğin en temel çelişkisi, “kutsal hizmet” ile “çıkar ilişkisi” arasındaki gerilimdir. Bugün yaşanan muayene ahlaksızlıklarını anlamak için, Hipokrat’ın Asklepion’larında (sağlık tapınaklarında) başlayan bu ikiyüzlülüğü irdelemek gerekir.

Hekim ile hasta arasında kadim bir bağ vardır ve bu mesleğin esas gücüdür. Zaman içerisinde hastaneler ortaya çıktı, aslında hastanelerin ortaya çıkışı anlatıldığı veya duyulmak istenen gibi yazıldı | çizildi ama gerçek böyle değildir.

Hammurabi kanunlarında görüldüğü gibi hekimlik mesleği belli kurallar & cezalara tabi idi. Günümüzden 4500 yıl öncesinde cerrahi uygulanıyordu ama günümüzün sanitasyon – sterilizasyon bilgisine sahip olunmadığından cerrahi işlemlerin komplikasyonla sonuçlanması hekim açısından kısas kaideleri gereğince trajik sonuçlanabiliyordu.

Hammurabi kanunlarından yaklaşık 1100-1200 yıl sonra bugünkü Yunanistan’ın Kos adasında Hipokrat adında bir hekim çıktı. Çok farklı bir yol izledi.

Hammurabi kanunları
Hammurabi kanunları

Günümüzdeki hastanelerin temeli atıldı. Hipokrat döneminde Asklepion adı verilen sağlık tapınaklarında hastalar ruhsal ve fiziksel tedavi görürdü. Asklepion, tıp tanrısı olarak bilinen Asklepios’un adından gelmektedir yani buradaki esas amaç hastaneyi tıp tanrısı Asklepios’un evi olarak göstermekti.

Daha sonra ünlü doktor Hipokrat, Asklepionlara insanları çekebilmek için kendisinin tıbbın tanrısı olan Asklepios’un soyundan geldiğini ve sahip olduğu bilgilerin Asklepios tarafından kendine öğretildiğini belirtmiştir. Hipokrat, “Ben tanrı soyundan geliyorum” diyerek insanların güvenini sömürdü

Antik Yunan politeizminde birisi kendisini tanrının soyundan geldiğini iddia etse ve inşa ettiği hastaneyi de tıp tanrısının evi olduğunu söylerse buradan sağlam ekmek yiyeceği kesindir. Hastanelerin temelinde çıkar çatışması işte böyle vardır.

Fakat burada bazı sorunlar vardı, Anadolu da tek hekim Hipokrat değildi ve cerrahi nosyonu yüksek hekimlerin Hammurabi kanunlarında olduğunu görmekteyiz. Bu hekimlerin o çağlarda muayene ücretleri ortalama 10 şekel yani 55 gram gümüş idi. Bir şekilde hasta insanların tanrının iyileştirme evi olan Asklepionlara çekilmesi gerekliydi, işte bunun için Hipokrat muayene ücreti almamıştır. Kaynaklara bakıldığında Hipokrat’ın muayene ücretini bulamamaktayız.

Hipokrat muayene ücreti, tedavi ücreti almıyordu ama Kos adasında bulunan devasa hastane nasıl inşa edildi ve giderleri karşılandı?

Zenginler ve krallardan bağış demeyin sakın çünkü Hipokrat bağışı da kabul etmiyordu.

Peki Marmaris’ten denizden kuş uçuşu mesafe: Yaklaşık 45 kilometre uzakta olan Kos adasına, ki bu adanın Marmaris’ten feribotla mesafesi 1-1.5 saat sürer, neden hastane yaptı?

Bir küp altını ret eden Hipokrat

Çünkü Hipokrat, Kos adasında organize ettiği hastanede muayene ücreti ve tedavi ücreti almıyordu ama hastaneye tanrılara sunulmak üzere adak ve hediye kabul ediyordu. Kürek yani zahmet çekilerek gelinen bir yerde cimrilik, cömertsizlik yapılamazdı! Böylece, “ücretsiz hizmet” algısıyla hastaları Asklepion’a çekti, ama gerçekte tanrı adına bağış topladı.

Kos Aslepionu Hastanesinin giriş kapısında “Buraya ölümün girmesi yasaktır” yazmaktaydı (“Θανάτω είσοδος ουκ έστιν | Thanato eisodos ouk estin | Ölümün girişi yoktur.”).

Bu insanları etkileyen bir cümle idi ama asıl amacı farklıydı.

Çünkü siz kürek çekerek vardığınız Kos adasında ki hastanede, tedaviye kabul edilebilmeniz için kapı yakınındaki Altara (sunağa) adak sunmanız | kurban sunmanız gerekliydi, kanı akıtılacak adağın, ada gibi bir uzak yerde ve tekel piyasası durumunda ucuz olmayacağını anlamak çok önemlidir (1 koyun bedeli yaklaşık 600 – 650 gram gümüş gibi düşünün, hediye maliyeti hariç).

Ek olarak şükran hediyesi sunmanız da gerekliydi. Eğer bunları yapmadığınızda “ölüm sana sirayet etmiş” cümlesini duyup, içeri alınmayacağınız kapıda peşin şekilde yazmaktaydı.

Israr edemezdiniz ve geriye dönmek zorundaydınız çünkü ölüm bedeninize sirayet etmiş ve Asklepion’da ölürseniz cesediniz, tanrının kutsal alanını kirletirdi, kimse böyle bir günaha girmek istemezdi ve buna da izin verilmezdi de.

Altar sunak
Sunak = Altar
Yani adak ve hediye mekanizması, insanların muayene ücreti - tedavi ücretinden daha karlı ve kabul edilebilirdi çünkü insanlar burada verdiklerini | harcadıklarını hekime değil de tanrıya, onun evi olan Asklepion'a sundukları için daha cömert ve istekli oluyorlardı. Tıp tanrısının soyundan gelen ve tüm bildiklerinin tanrı tarafından kendisine öğretildiğini söyleyerek hastane kuran Hipokrat, işte insanların hekimin hakkını - emeğini vermeme mekanizmasını çözecek bir hastane sistemini kurmuştur. Tanrının iyileştirme evi kavramı çok kabul görmüştü ve 300 kadar Asklepion inşa edildi. İlk Asklepion MÖ 420'lerde iken İslamiyet'teki tanrının evi Kabe MÖ 800'lerde inşa edilmiştir.

Hipokrat’ın kendisi dışında cerrahi tedavilerde bulunan hekimlere gizliden savaş açtığını Hipokrat yemininde görmekteyiz çünkü “Kesmeyeceğim taş hastalarını (mesanedeki), bırakacağım bu işi ustalara” şeklinde yemin metninde güzel bir ibare olmasına rağmen burada cerrahi nosyona sahip hekimleri gereksiz ve para karşılığı insanları kestikleri şeklinde bir itham – suçlama vardır. Bu aslında gerçeğe aykırıdır çünkü Hammurabi kanunlarında da görüldüğü üzere bir cerrahın tedavisi nedeniyle komplikasyon meydana geldiğinde ağır müeyyideleri olan kısasa kısas cezası vardır.

Hastaneler sistemi günümüzde iyice oturdu ve sistematikleşti.

Peki değişmeyen şeyler nedir?

Aradan 2800 yıl geçmesine rağmen insanlar hekime muayene & tedavi ücreti vermeyi istememektedir. Peki Hipokrat’ın kurduğu adak & hediye döngüsü neye evrildi?

Emek sömürüsüne !

Günümüzde artık yazılı hukuk normları aktif ve yönlendiricidir, Hammurabi kanunları yoktur. İş kanunu ve hekimlik kanunu, … ile mesleğin icrası düzenlenmiştir.

  • 8 saatlik mesai saatlerinde her bir hastaya 20 dakika zaman ayırdığınızda bir günde hekimin bakacağı hasta sayısı 24’tür.
  • Haftalık toplam hasta sayısı ise 120’dir.

Peki gerçekte olan nedir?

Haftada 120 hasta yerine; GÜNDE 120 hasta bakılması gerçekte vardır.

Bunun adına

  • Hekimler, “Performans sistemi” altında seri üretim işçisine dönüştürüldü
  • Sağlıkta dönüşüm
  • Dünyanın en iyi sağlık sistemi dediler.
  • Bir hekimin 8 saat içinde 20 den fazla hasta bakması direkt şekilde mesleğine ticari veçhe vermesidir.

Peki bir devlet hastanesinde 120 → 24 hasta bakarsanız ne olur?

  • Size temel | az | cüzi bir para verirler.
  • Hatta 24’ün üzerinde hasta bakmadığınız için sizi taciz ederler
  • Hatta sizi akıllanana | düzelene kadar ilçe ilçe şehir şehir sürerler.
  • Yani mesleğinize ticari veçhe vermeye sizi zorlarlar.
  • Siz bu baskıya boyun eğdiğiniz için ticaret yapmadığınız düşünmek istersiniz.

Bir hekim günde 15 – 24 arasında hasta baktığında hekim – hasta bağı gelişir ve tedavilerinin verimi artar. Fakat bu maliyetli bir yaklaşımdır. Bu maliyeti devlet & millet → hekime karşı ödemelidir.

Günümüzdeki gerçek realitede ise hem devlet hem de millet hekim emeğinin karşılığını ödemek istememektedir. Konuyu güzel şekilde anlatmak adına; Hekimler günde 120 adet hasta bakıp sadece 24 tanesinin karşılığını almaktadır. Bu aslında sürüm usulü iş yapmaktır. Ucuza sat ama çok sat mantığıdır.

Fakat insan sağlığında sürüm iş hatalı ve komplikasyonlara hekim & hastayı açık hedef haline getirmektedir. Her bir hastasına minimum 20 dakika ayıran bir hekim → hastasına 4 dakika ayırma durumuna düşmüştür.

Çarpıcı Gerçek: Hipokrat’ın sistemi aynen işliyor! Hastalar “ücretsiz” sanırken, hekimler 120 hasta/günle gladyatöre dönüşüyor.

Jinekoloji hastasında;

  • Hastayı 1 dakikada dinleseniz,
  • Hasta 1 dakikada üstünü çıkarsa,
  • 1 dakikada hekim hastanın muayenesini yapsa,
  • Hasta 1 dakikada da üstünü tekrar giyse,
  • Hekimin reçete yazmasına ve diğer ödevlerini yapmasına vakit kalmamaktadır.

Eğer siz hakkınız olanın karşılığı 24 değil de120 olduğunu iddia ederseniz, gerçek hakkınızı isterseniz;

  • Paraya tapan doktor
  • Parayla işi olan tıbbı seçmesin
  • Kutsal mesleğin ideallerine aykırı düşmüş şekilde sizi ele alan bir sistem ile hücuma uğrarsınız.

Peki hekimler bu sürüm iş mantığına neden uyum sağladılar? Ya da isyan etmiyorlar?

  • Çünkü sırtına ya ağaya ya da devlete yaslayacaksın mantığı var.
  • Garanti maaş kolaycılığı.
  • Hastalıklı bir sisteme uyum sağlama kolaycılığı var
  • Çıkar çatışması ahlaksızlığı vardır.

Peki hastalar kendilerine 20 dakika yerine 4 dakika ayrılmasına neden ses çıkarmıyorlar ya da buna uyum sağladılar?

  • Çünkü hastalar ceplerinden hiçbir şekilde para çıkmasını istemiyor.
  • Olduğu kadar, yettiği kadar olsun mantığına büründüler.
  • Artık Adak, hediye de vermek istemiyorlar.
  • Onlarda da çıkar çatışması ahlaksızlığı vardır.

Bir hastaya minimum 20 dakika ayırmanın gerekli olduğu aşikar olan bir gerçektir. Peki 21 – 120 arasında muayene olan insanlar neden kendilerine 4 dakikalık değil de 20 dakikalık sanat icrası yapılmış gibi davranıyorlar ya da hekimde 4 dakikalık işin 20 dakika ile yapılan ile eş | aynı görüyor?

İşte burada karşılıklı bir anlaşmalı ahlaksızlık var. Sorunun çözümlenebilmesi için sorunun tanımlanması gereklidir.

Peki kim kazanıyor?

  • Devlet: Daha az maaşla daha çok hizmet alıyor.
  • Hastalar: “Bedava sağlık” algısıyla, hekim emeğinin değerini tanımıyor.
  • Hekimler: Ya bu sisteme boyun eğiyor ya da tükenmişlikle boğuşuyor.

İşte bu yazı sorunu tanımlamıştır.

“Peki nasıl düzelir?” 

Sonuç?

  • Kalitesiz sağlık hizmeti,
  • Tükenmiş hekimler,
  • “Hasta memnuniyeti” adı altında hekimin itibarsızlaştırılması.
  • Sürüm iş yöntemiyle sağlıkta adi bir ticaret yapılması

Çözüm Ne Olmalı?

  • Hekim başına düşen hasta sayısı sınırlandırılmalı. (Günde max. 20 hasta)
  • Muayene süreleri asgari 20 dakika olmalı.
  • Hastalar, hekim emeğinin karşılığını ödemeyi öğrenmeli & kabullenmeli. (Ücretsiz Sağlık ≠ Kaliteli Sağlık)
  • Sağlıkta sürüm iş şeklinde çalışma yasaklanmalıdır.
  • 20 den fazla hasta muayenesinin hekimlik mesleğine ticari veçhe (sürüm usüli iş) olduğu tartışılmaz bir realitedir.

Hipokrat’ın Asklepion’larındaki “tanrı adına bağış” mekanizması, bugün “performans sistemi (sürüm usüli iş) adı altında devam ediyor. Hekimler, “kutsal meslek” söylemiyle sömürülürken, hastalar da “bedava muayene” beklentisiyle kalitesiz hizmete razı oluyor.

Değişim, ancak bu çıkar çatışmasını kabul edip, hekim emeğinin gerçek değerini tanımakla başlar.

“Zamanın kumlarında parıldayan bir hakikat vardır !”

Ey insanoğlu!
Şişirilmiş ego perdeni yırt da gör:
Hekimle hasta arasındaki o antik mühür, Hammurabi’nin taş tabletlerine kazınmışken,
“Göz göze karşılık göz, hayat hayata karşılık can!” diye haykırırdı.
Cerrahın bıçağı titrerdi, zira her kesiş kendi boynuna bir ilmikti.
Gümüş şekeller (55 gram!) ödenirdi, lâkin komplikasyonda hekimin kanı akardı.

Derken tarih MÖ 5. asrı gösterdiğinde,
Hipokrat adlı bir bilge, Asklepios’un soyundan geldiğini ilân etti.
“Tanrının evinde ölüm yasaktır!” diye yazdırdı kapıya (Θανάτω είσοδος ουκ έστιν.).
Lâkin gerçek? Altara kanlı adaklar sunulmayanlara hediye vermeyenler, “Ölüm seni sarmış!” diye kovulurdu.
Feribotla 1 saat uzaktaki Marmaris’ten gelenler, cüzdanlarını değil, imanlarını boşaltırdı!

Bugün o kutsal adaklar, “SGK primi” adıyla gasp ediliyor.
Hekimler – çağdaş gladyatörler – günde 120 hasta ile dövüşüyor.
20 dakika gereken muayeneye 4 dakika; jinekolojik muayene bir palyaço şovuna dönmüş:
1 dakika soyun, 1 dakika dinle, 1 dakika muayene ol, 1 dakika giyin!
Peki neden isyan yok? Çünkü:

  • Hekim“Devlet baba beni besler!” diyerek köleliği kabullenmiş,
  • Hasta“Vergimle ödüyorum!” diyerek cebindeki 5 kuruşu saklamış.

Ey ahali! Bu bir kolektif ahlâksızlık komedisidir:

  • Hekim, 24 hastanın maaşını alıp 120’sini görünce, hırsızın beyaz önlüklüsü oluyor.
  • Hasta, 4 dakikalık muayeneyi “İyi ki ücretsiz!” diye övününce, kendi celladını alkışlıyor.

ÇÖZÜM BİR HANÇER KADAR KESKİN!

Ya her hasta 20 dakika alacak ve gerçek ücret ödeyecek,
Ya da Hipokrat’ın hayaleti gelip Asklepion’un kapısına yazdığı gibi:
Buraya ahlaksızların girmesi yasaktır! diye haykıracak.
Sorun anlaşmalı karşılıklı ahlaksızlık!

Modern Asklepionlar: SGK’nın Kutsal Sunakları

Antik DönemGünümüz
Tanrı adına bağışZorunlu SGK kesintileri
1 koyun kurbanıKatılım payı + ek ücretler
“Ölüm giremez” tabelası“Hasta memnuniyeti” sloganları

Kolektif Ahlaksızlığın Anatomisi

  • Hekimin Günahı: “Devlet maaş veriyor” diyerek 120 hastayı 4 dakikaya sığdırmak
  • Hastanın İkilemi: “Vergimle ödüyorum” diyerek 4 dakikalık hizmete razı olmak
  • Sistemin Kurnazlığı: “Kutsal meslek” naralarıyla emek sömürüsünü meşrulaştırmak

Hipokrat’ın ruhu bugün Kos Asklepionu’nda dolaşıyorsa, muhtemelen gülümsüyordur. 2800 yıldır değişmeyen tek şey: İnsanların “tanrıya bağış” adı altında hekim emeğini gasp etme inadı. Değişim, ancak bu kadim çıkar çatışmasını yüzümüze vura vura kabul etmekle başlayacak.

“Hekimlik ya bir sanattır, ya da organize bir ahlaksızlık.”

Günümüzde hekimler mesleklerini icra ederken ticaretle uğraşamazlar ve mesleklerine ticari veçhe veremezler, hekimlik mesleği ticari bir alan olmadığından hekimler ticaret gazetesine kayıtlı değildirler.

Gizemli Sır: Asemptomatik Vajinal Akıntı Rahi̇m & Vaji̇nal Kanamalar Neden Beklemekle İyi̇leşmi̇yor ? Muğla Kürtaj Pillar Content Ayrıntılı Ultrason Rahim İltihabı Vajinal Akıntı Menopoz nedir? Gebelikte – Hamilelikte Kanama